|
|
|
|
|
|
 |
OSMANCIK'TAN HABERLER
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
GAZETELERDEN HABERLER |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Osmancık'ta Bir Müze Kurulmasını İstermisiniz? |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
DOĞUM-DÜĞÜN-VEFAT
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
 İŞŞİZ KALMADAN ÖNCE…
Geçenlerde Ethem Erkoç hocamla ayaküstü sohbet ederken, öğrencilerimle karşılaştığımda; ‘’Şimdi ne iş yapıyorsun?’’ diye sorarken korkuyorum. Acaba ’’Hocam boştayım, iş arıyorum, bir işe yerleşemedim…’’ cevabını alır mıyım? diye.
Gerek geçmiş yıllarda uzun süre dışardan öğretmenlik yapmam, gerekse sürekli okullarda öğrencilerle muhatap olmam nedeniyle; yolda, izde bir öğrencimizin yanımıza yaklaşıp ’’Hocam merhaba, ben falanca okuldan öğrenciniz veya bizim okula bir iki defa gelip depremi anlatmıştınız, tatbikat yapmıştınız, hatta sizin şöyle meşhur bir sözünüz ‘’Çan, çene, çon çene ………!’’ vardı hiç unutmadım, biraz da hayat dersi vermiştiniz….’’ gibi cümlelerle kendini tanıtmaya başlayınca bende Ethem Hocam gibi, inşallah bir görev almıştır diye içimden geçiriyor ve direk ne işte çalışıyorsun diye sormaktan korkuyorum. Kelimeleri geveleyip, kıyıdan köşeden öğrenmeye çalışıyorum. Çünkü ’’Hocam askerliğimi yaptım, evlendim, bir çocuğum var… şimdi boşta geziyorum, bir işe yerleşemedim’’ cevabını alırsam, elimden bir şey gelmemesi nedeniyle üzülürüm diye…
Öyle tahmin ediyorum ki tüm öğretmenlerimiz aynı düşünceleri taşır ve öğrencileri ile karşılaştıklarında; ‘’Hocam şu işe girdim, şükür rahatım.’’ cevabını alınca kendi çocuğu işe yerleşmiş gibi sevinir…
*
Japonların meşhur bir sözü vardır. ‘’Geliriniz ne kadar az olursa olsun ama bir köşede mutlaka paranız bulunsun.’’ Atalarımızda ‘’Ak akçe, kara gün içindir’’ derken aynı şeyleri ifade etmişlerdir. Memuriyete yeni başladığım ve hayatı biraz daha gül pembe gördüğüm ve acil durumlar için güven kaynağı görülen visa kartları olmadığı dönemlerde, rahmetli olan Emekli bir Albay yakınım; ‘’Evladım, bir kenarda mutlaka bir maaşın kalsın.Sakın harcama. Şayet harcarsan en kısa zamanda yerine koymaya çalış. Çünkü insanlık hali başına ne geleceği belli olmaz.’’ diye öğüt vermişti. Kendi rahmetli olduğunda, sade bir maaşının olduğu görüldü…
*
Gebze’den bir işçi her gün İstanbul’da bir çorap fabrikasına trenle çalışmaya gider. Trende her gün bir vatandaş çorap satmaktadır. Her gün bu işi yaptığına göre demek para kazanıyor diye düşünür. Nasıl olsa ben sabah akşam bu trenle gidip geliyorum ve aynı zamanda çorap fabrikasında çalışıyorum. O halde işe giderken ve gelirken bende çorap satayım der ve başlar çorap satmaya. Aşağı yukarı bir maaşta çorap işinden kazanmaktadır. Altı ay, bir yıl derken fabrika kriz nedeniyle işçi çıkarmaya başlar ve kendisini de işten çıkarırlar. Fakat üzülmez. ‘’Sorun varsa, çözüm de vardır’’ hesabı İstanbul’a sabah gidip, akşam geliyordum. Demek bundan sonra gündüzleri de gidip gelmek gerekecek bize der. Ailesini üzmemek için işten çıkarıldığını söylemez. Hayat yine normal akışında devam eder. Sabah aynı saatte işe gider gibi çıkar evden, akşam aynı saatte eve gelir. Aynı trende gündüzde birkaç defa gidip gelerek çorap satmaya devam eder. Bir iki derken, işler daha da iyi olur. Fabrikada çalışırken aldığı maaşın 4-5 katını çorap satarak kazanmaya başlar. Kazandığı parayı çar, çur etmeden bir köşede biriktirir. İşyeri açabilecek şekilde sermaye biriktirince, İstanbul’da çorap üzerine dükkan açar ve çocuklarına bu ilginç hayat hikayesini anlatır…
*
Osmancık İmam-hatip Lisesinde okurken, matematik öğretmenimiz Arslan Gürsoy hocamdan matematikten çok hayat dersi öğrendim. (Şimdi emekli olup, Gümüşhacıköy İlçesinde ikamet etmektedir) Çok zor şartlarda okumuş, tabiri caizse hayatı tırnaklarıyla kazanmış ama kendini yetiştirmiş, disiplinli, mesleğini seven bir öğretmenimizdi. Fotoğraf çekerek, kağıt kalem satarak vs. okuduğunu ve üzerindeki takım elbiseyi 12 yıl önce aldığını ama tertemiz olarak giydiğini, acil durumlar için çeketin yakasının arkasında acil sökük ihtiyacı için iğne iplik taşımamız gerektiğini hayatın içinden örneklerle anlatırdı. Bazen görüyoruz, lise mezunu arkadaşımız kravatını bir başkasına bağlattırıyor. Bir arkadaşım Mahir bey, kravat bağlamasını beceremiyorum şunu bağla da 6 ay idare etsin derdi. Bunun okulu yok ki. Bu öğretmenimiz, matematik dersinde kravat pratik olarak nasıl bağlanır onu göstermişti. Belki matematikle ilgili onlarca konuyu, formülü unuttum ama her sabah kravatımı bağlarken, rahmetli babamı hatırlamıyorum fakat matematik öğretmenimi hatırlıyorum. Ne kadar güzel!. Amaç unutulmamak değil mi?
Aynı öğretmenden aldığımız cesaretle, Çorum İmam- hatip lisesinde yatılı olarak okurken yazılı kağıdı, kalem, tarak, sabun vs. sattık ve öğrenciye göre iyi sayılabilecek şekilde para kazandık şimdi avukat olan bir arkadaşımla… ‘’Bir öğretmen, ebediyete hükmeden insandır.Tesirlerinin nerede ortaya çıkacağı belli değildir.’’ demiştir H. Adams.
Özetin özeti : ‘’İNSANIN ELİNDEKİ İMKANININ GİTMESİ, BİR UZVUN KESİLMESİ GİBİDİR.’’
Efendim hayat her zaman güllük gülistanlık değildir.Bazen hiç beklemediğimiz olaylarla karşı karşıya kalabiliriz. Bunlardan en başta geleni deprem, yangın, sel ve benzerleridir. Özellikle bu tür doğal afetlerden sonra ‘’Derdi isyana müptelayım / Akşam zengin yattım, sabah fukarayım’’ hesabı bir çok vatandaşımız işiz, aşsız, eşsiz kalır…. Aile düzeni altüst olur… Hayat çekilmez hale gelebilir…. Bunun acı tecrübeleri tüm dünya’da olduğu gibi ülkemizde yaşanan doğal afetlerde de görülmüştür…
Bu bağlamda; doğumdan ölüme kadar hayatın her safhasında lazım olan sivil savunma hizmetleri arasında ‘’Sosyal Yardım Ekibi’’ adıyla bir ekip vardır. Olası afetler sonrası bu konularda vatandaşlara yardımcı olur… Yani yangınlara kar, muhtaçlara var, işsizlere iş, aşsızlara aş…. noktasında rehber olur, yol gösterir… Tabii ki normal dönemlerde gerekli alt yapı sağlanabildiyse…
*
Memuriyete başladığım ilk yıllarda katıldığım bir hizmetiçi seminerinde dersimize gelen, iki üniversite bitirmiş ve sonradan Beşiktaş müftülüğü, Samsun’un merkez ilçesinde belediye başkanlığı yapan Şahin Keskin diye bir öğretmenimiz vardı.Bilgi ve tecrübelerini hayatın içinden örneklerle anlatır kursiyerlerin kafasında bir iz bırakmaya çalışırdı. Bunda da başarılı olmuş olacak ki 25 yıl sonra böyle bir makale yazarken sanki aynı dersi tekrar dinliyorum. Bir film şeridi gibi hepsi gözümün önünden geçiyor.Şahin hoca bir konuşmasında;
‘’Gençler memuriyete yeni başladınız daha işin başındasınız. Ömrünüz olursa benim gibi 25-30 yıllık memuriyet hayatında çok tecrübe sahibi olabilirsiniz.Bazen keşke dersiniz ama iş işten geçmiştir.Telafisi pek mümkün olmaz.Çünkü dört şey geri gelmez. Atılan ok, kaçırılan fırsat, söylenen söz, geçen zaman. Bu nedenle memuriyette rahat edebilmeniz için mutlaka ikinci bir yedek mesleğiniz olsun.’’ demişti. Kendisinde de vardı.
*
Yıllar önce Ankara’ya bir yakınımın yanına giderken Çorum’dan 50 paket yarımşar kiloluk leblebi aldım.Amacım yakınımın asgari ücretle çalışan oğluna ders vermek ve onun kendine güvenmesini, ihtiyaç halinde ikinci bir iş yapabileceğini öğretmekti. Evleri Kocatepe camisinin yakınlarında idi. Kuruyemişçiye leblebinin kilosu kaç lira diye sordum. Eski para ile beş milyon dedi. O zaman bizde mahallede bir köşede leblebinin kilosunu dört milyona, yani bir paketini iki milyona satalım dedim. Yüzde yüz kar. Leblebi paketlerini arabanın önüne koyduk. Çekingenliğini atması için başında biraz ben bekledim. Sonra benim işim var gidiyorum bunları sat parası senin olsun deyip ayrıldım. O yakınımın oğlu birkaç saat sonra eve geldi. Hepsini sattım dedi.
Bende ‘’ Sen akşama kadar çalışıp asgari ücretten kaç lira alıyorsun? dedim. O zaman 13 milyondu günlük. 13 milyon alıyorum dedi. BAK BEN SANA, BİR KAÇ SAATTE ELLİ MİLYON KAZANDIRDIM. İstersen işten gelince veya izin günlerinde kendini çok yormadan bir iki saat sermaye gerektirmeyen ufak tefek (süs, balon, anahtarlık vs.) bir şeyler alıp satabilirsin. Yarın çalıştığın şirketin düzeni bozulur işten çıkarılırsın ama birden zor durumda kalmazsın. Yeni bir iş buluncaya kadar yedeğinde hazır iş olur’’ dedim…
*
Yıllar önce köyde kalırken ilçede bir kasaba derinin tanesini kaça alıyorsunuz? diye sordum. Dedi şu fiyata. Bende o zaman ticareti öğreneyim diye köyde kebap yapmak için kesilen oğlakların derisini aldım. Kasabın dediği fiyatın altında aldığım için kar yapacağım dedim. Atladım motosiklete İlçedeki kasaba gittim. Kasap; götürdüğüm derilere aldığım fiyatın altında para verince ben size sordum niye düşük fiyat veriyorsunuz, o zaman zarar edeceğim dedim.Kasapta bana unutamayacağım bir ders verdi. Bak oğlum; ‘’Her derinin fiyatı aynı değildir. Çünkü keçi dersi var, oğlak derisi var.Büyüğü var, küçüğü var. Sen bana sadece deri fiyatı sordun. Bende en yüksek olanın değerini söyledim.UNUTMA, TİCARETTE YAPACAĞIN İŞİN AYRINTILARINI İYİ ÖĞREN, YOKSA ZARAR EDERSİN’’ dedi.
*
Hayat önce sınav yapar, sonra ders verir. En iyi okul, tecrübedir ama biraz okul masrafı çoktur. Başarı insana çok şey öğretmez fakat başarısızlık çok şey öğretir. Yeter ki, doğru ders almasını bilelim… Çünkü ders alınmış başarısızlık, başarı demektir.
Özetin özeti: Gündüzden çırasını hazırlamayan akşam karınlıkta kalmaya razı demektir. Sorun varsa çözümde vardır hesabı, iyimser insan, her felakette bir fırsat çıkarabilir. En uzun yürüyüşler küçük bir adımla başlar… Yeter ki ön yargıyı kıralım, ben beceremem, ben yapamam demeyelim… Çünkü en küçük işle bile meşgul olmak, işsiz dolaşmaktan iyidir…
Temennimiz odur ki; herkesin alternatif bir işi olsun, kışta kıyamette kimse işini kaybetmesin…. Çoluk çocuğuyla afetsiz afiyet içinde yaşasın….. (16.10.2009) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
BİR HEMŞEHRİ
|
|
|
Kent |
:
|
Ankara |
|
Meslek |
:
|
Öğrenci
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|